Baskıresmin ülkemizde çok eski bir tarihi olmamasına karşın, Cumhuriyetle birlikte elde edilen birikimin, bugün önemli noktalar taşındığını görmekteyiz.

Baskıresim, 1960’lı yıllardan itibaren kendi özgül biçimini almaya başlamış ve yeni bir karakter kazanmıştır. Bu yıllar baskıresmin temel bir dönüşüm geçirdiği, tekniğin olanaklarını sonuna dek kullanma arayışlarının peşine düşüldüğü , aynı zamanda kültürel bir zemin arandığı yıllar idi. Bir taraftan Batı sanatını tanımanın yarattığı heyecan, diğer taraftan bu coğrafyaya ait, yapıtlara konu olmayı bekleyen zengin kültürel miras….

Bu anlamda, 60’lı yıllarda gelişmeye başlayan baskıresimde iki önemli faktöre vurgu yapılabilir. Birincisi, tıpkı batıda da olduğu gibi, baskıresmin, ülkemizde bu yıllardan sonra, sanatçıların bir ‘yan uğraş’ı olmaktan kurtularak, yaşamını buna adayan sanatçı kuşağının ortaya çıkması ve bu alanine gerektirdiği sorumluluğun altına girmesi, ikincisi ise özellikle 1980’lerden sonra piyasa olgusuyla parallel, baskıresme has bir özellik olarak düşünebileceğimiz çoğaltılabilirliğin bir ‘değer’ olarak önemsenmesi ve piyasa olgusuyla ilişkilerin başlamasıdır.

Ülkemizde baskıresim uygulamalarının bugüne evrilme sürecine baktığımızda şu adımları görmekteyiz ;

  • Anadolu’da ağaçbaskı’nın pratik, işlevsel ve kolay uygulama özellikleri dikkate alındığında çok eski dönemlerden beri uygulanmış olabileceği akla gelmektedir. Ayrıca gerek kağıdın Avrupa’ya Osmanlı topraklarından geçtiği, gerekse kağıdın Avrupa’da üretilmesinden sonra yaygınlaşan baskıresmin batılı gezginler tarafından Anadolu’da yapılmış olma olasılığı da yüksek görülmektedir.
  • 1500’lü yıllardan başlayarak batı’dan belli süreliğine gelip Osmanlı topraklarında ikamet eden veya çağrılan sanatçılar burada baskıresim yapmışlardır. Bu baskıresimler genellikle şehir manzaraları, tarihi değeri olan anıtsal yapılar, şehrin topografik görüntüleri gibi doğu kültürünü tanımaya ve keşfetmeye yönelik çalışmalardır.
  • 2 Mart 1883’de Sanayi-I Nefise mektebinin kurulmasıyla beraber Gravür bölümünün de ( Hakkaklık) kurulmasıdır. Bölüm, baskı tekniklerinin ilk kez eğitime dahil edildiği1897’e kadar sancılı bir süreç geçirir ve Cumhuriyetin kuruluşuna kadar atölyeyi Nesim Efendi yönetir. Daha sonra atölye 1936’ya kadar kapalı kalır. O yıllarda yayımlanan bir makaleden, öğrencilerin daha çok sert bir ağaç üzerine ilk baskı denemelerini yaptıklarını ve bu mesleğin yani hakkaklığın o dönemde pek itibar görmediğini anlamaktayız.
  • Cumhuriyet ile birlikte batılı bir kültür algısı yaşamın tüm alanlarında egemen bir bakış olarak etkisini gösterir. Bu eğitim sisteminin ülkemizde kurumsallaşabilmesi için düzenli olarak yurt dışından uzman eğitimciler de getirilmiştir. Bu anlamda belki de baskıresim açısından en anlamlı sayılabilecek deneyim, Aralık 1936’da Leopold Levy’nin Türk Hükümetinin çağrısıyla İstanbul’a gelmesi ve Akademi’de Resim Bölümü Başkanlığını üstlenmesidir. Bu süreçte, 1935’de Floransa’daki baskıresim ve fresk eğitimini tamamlayıp yurda dönen Sabri Berkel de atölye asistanlığına getirilir. Bu dönemde yapılmış çoğu çalışmanın gravürün soğuk kazıma, asit oyma tekniklerinin kullanılmasıyla yapılmış gözleme dayalı desen algısına dayanan çizgisel yapı üzerine inşa edilen çalışmalar olduğu görülmektedir. Bu dönemde Mümtaz Yener, Nuri İyem, Neşet Günal, Ferruh Başağa, Nejat Devrim, Selim Turan, Avni Arbaş, Kemal İncesu, Mazhar Ongun, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Turan Erol, Orhan Peker gibi sanatçıların öğrencilik ve gençlik döneminde bu atölyede baskı yaptıkları bilinmektedir.
  • 1932’de Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nün eğitime başlamasıyla önce linol baskı, monotipi ve ağaçbaskı teknikleriyle, 1960’lardan sonra pres alınmasıyla da gravür tekniğiyle çalışmaların yapıldığı atölyenin faaliyete geçtiğini görmekteyiz. Bu dönemlerde eğitici kimliğiyle öğrenciler üzerinde motivasyonu sağlayan Şinasi Barutçu, Hayrullah Örs ve Ferit Apa’nın yönlendirici etkileri dikkat çekicidir. Gazi’nin önemli yönlerinden birisi, baskıresme yönelik ilgi ve yetenekleri farkedilen öğrencilerin bu atölyeye yönlendirilmesi olmuştur. Nitekim, Ferit Apa, Adnan Turani, Nevide Gökaydın, Nevzat Akoral, Muammer Bakır, Mustafa Aslıer, Mürşide İçmeli, Veysel Erüstün, Süleyman Saim Tekcan gibi sanatçılar bu dönemden itibaren Gazi’de baskıresme ilgi duyan ve daha sonra da bu ilgilerini kesintisiz devam ettiren sanatçılar olarak görülmektedir.
  • Ayrıca Ankara’da 1969 yılında Paul A.Lingren tarafından gezici bir proje kapsamında kurulan ve 4-5 yıl faaliyet veren atölyenin Ankara çevresindeki sanatçılara gravür yapma olanağını vermesinin, o dönem için baskıresme ilgi artıran bir faktör olduğu düşünülebilir. Başlangıçta Gündüz Gölünü ve Mustafa Pilevneli’nin davetli olarak Lingren ile çalıştığı daha sonra Veysel Erüstün’ün yönetimini üstlendiği dönemde ise başta Mürşide İçmeli olmak üzere Ankara çevresinden çok sayıda sanatçının uğrak yeri olduğu ve burada gravür çalıştığı bilinmektedir. Gerek Güzel Sanatlar Akademisi, gerek Gazi Eğitim Enstitüsü’nde baskıresme yönelik oluşan bu ilgi, kökleşerek yüzyılın üçüncü çeyreğine doğru evrilir.
  • 1960’lı yıllardan sonra batıdan edinilen teknik ve estetik donanım sayesinde baskıresimle profesyonel bir ilişki kurulabilmiş ve sanatçıların bakış açısında önemli bir değişim olmuştur. Özellikle Almanya ve Fransa’da ihtisaslarını yapan bu sanatçılar, baskıresmi tüm yönleriyle , Batıda yapıldığı şekliyle öğrenerek yurda dönerler ; 1960’da Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda baskı yapılmasına olanak veren donanımlı bir atölyenin kurulmasını sağlayan Mustafa Aslıer bu sanatçılardan biridir. 1970-1971 yıllarında Almanya’da Münih Akademisi başta olmak üzere bir çok sanat kurumunda özgün baskı eğitimi ve çalışmaları yapan Süleyman Saim Tekcan ise 1968-1975 yılları arasında Atatürk Eğitim Enstitüsü’nde, 1975-1998 yıllarında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde gravür, litografi ve serigrafi atölyelerini kurarak pek çok sanatçı için hazır bir çalışma ortamı sunmuştur. Nitekim sanat yaşamlarında baskıresmi önemli bir uğraş olarak gören Bedri Rahmi Eyüboğlu, Aliye Berger, Cihat Burak, Erol Deneç, Mustafa Pilevneli, Ergin İnan, Ali İsmail Türemen, Fevzi Karakoç, Kadri Özayten gibi sanatçıların neredeyse tümünün ilk kez bu atölyelerde baskıresim çalışmış olması dikkat çekicidir.
  • Uzmanlık eğitimlerini tamamlayıp yurda dönen bu sanatçıların açtığı atölyelerle baskıresim kurumsal düzeyde yeniden organize edilmiş ve artık neredeyse tek uğraşları baskıresim olan sanatçıların bakışıyla ortam yeniden biçimlenmiştir. Bu uğraşlar sonucunda baskıresimin, batılı gereklilikler içinde uygulama çabasını, bunun eğitim ortamına dahil edilmesini, aynı zamanda onu kamuoyunda yaygınlaşıp; prestijli ve ilgilenilebilir bir alan haline geldiğini görmekteyiz. Bu dönem sanatçılarının baskıresmi, üst düzeyde estetik bir yetkinliğin aracı olabileceğini yapıtlarıyla göstermeleri de dikkat çekicidir.

Mustafa Aslıer, Mürşide İçmeli, Süleyman Saim Tekcan, Asım İşler, Ergin İnan , Güngör İblikçi, Hayati Misman, Ali İsmail Türemen, Mehmet Güler, Atilla Atar, Gören Bulut, Fevzi Karakoç, Hasan Pekmezci gibi baskıresme yönelmiş sanatçılar , 70’li yıllardan başlayarak günümüze deign Türk baskıresminde bir büyük kuşağı oluşturmuşlardır. Bu sanatçıların her biri, kendilerine özgü duruşu ve sanat tavrını baskıresim içinden oluşturabildiğinden olsa gerek bir geleneğin yapı taşları olmuşlardır.

Baskıresmin teknik altyapısından estetik algısına kadar alışkanlık süreçlerimizi oluşturmada bu kuşağın etkili, hatta belirleyici olduğu rahatlıkla söylenebilir.

             

Cihat Burak, Serigrafi-50x70 cm                        Ergin İnan, Serigrafi-35x50 cm                    Hasan Pekmezci, Ağaç Baskı- 73x95 cm

 

 

  • Baskıresimde güçlenmeye başlayan bu altyapıya karşın, belki de en önemli dönüşüm 1980 sonrasında yaşanmıştır. 70’li yıllarda baskıresim yapmaya başlayan kuşağın en verimli ve önemli yapıtlarını ürettiği yıllar bu yıllardı. Bu dönemde toplumsal, kültürel ve siyasal yaşama bağlı olarak, küresel oluşumların da etkisiyle yeniden biçimlenen hayat, birçok şeyi değişmek zorunda bırakmıştır. Bu değişim sanat dünyasında da her yönüyle önemli, küresel bir hareketlilik yaratmış; ilişkiler, sergi organizasyonları, baskıresimyarışmaları, geçişlilik hızlanmış ve bunun sonucu olarak da dünyadaki sanatsal gelişmelerle bir eşzamanlılık oluşmaya başlamıştır. Gerek sanatın anlamına ve ne olduğuna dair sorgulamalar, gerek sergileme şekline, gerekse piyasa koşulları ile ilişkilerine dair sorgulamalar ve yeni öneriler, kuşku yok ki bu süreci yepyeni bir döneme dönüştürerek, baskıresmin yeniden var olmasını sağlamıştır. Sanat eserinin değerli boyutuyla sayısal çoğaltılabilir niteliklerini içinde barındıran baskıresim; gaeriler için piyasa değeri yükselen bir alan olmuştur. Bu alanda daha fazla üretmek, yeni açılan tam donanımlı atölyelerde olanaklı hale gelmiş, dolayısıyla üretim artmaya başlamıştır.

1990’lara kadar sırasıyla Dokuz Eylül, Hacettepe,Anadolu, Bilkent gibi üniversitelere bağlı güzel sanatlar fakültelerinde açılan donanımlı atölyeler, Süleyman Saim Tekcan’ın 1974’den beri özel atölyesi olarak kullandığı, 1984’te Artess Özgün Baskı Atölyesi ismiyle sanatçılara çalışma olanağı veren özel atölyeyi açmış olması, yine daha sonraları Aksanat baskı atölyesinin faaliyete girmesi ve 2004 yılında IMOGA’nın- İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi- açılması ülkemizde kurumsal anlamda güçlenen ve profesyonelleik kazanan altyapıya işaret etmektedir. Özellikle IMOGA’nın ülkemizdeki ilk baskıresim müzesi olarak açılmış olması önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Yine Anadolu Üniversitesi, Çağdaş Sanatlar Müzesi koleksiyonunun nerdeyse yarısının uluslararası sanatçıları da içeren baskıresimlerden oluşması bu kurumsallaşmaya ait önemli örneklerdir.

 

Süleyman Saim Tekcan, Serigrafi-100x70cm        

Süleyman Saim Tekcan, Serigrafi-100x70cm                                      Hayati Misman, Gravür-45x32 cm                                           Mürşide İçmeli  

 

 

Kaynak:Türkiye’de Baskı Resme Bakmak

Anadolu Üniversitesi Yayınları